42-Konya/sarayönü/ertuğrul(çürüksu) köyü

42-Konya/sarayönü/ertuğrul(çürüksu) köyü TÜRKİYE/42-KONYA/SARAYÖNÜ/ERTUĞRUL (ÇÜRÜKSU) KÖYÜ... Çürüksu (Ertuğrul) Köyü Tanıt? Bu köyün adı daha sonraları Ertuğrul olarak değiştirilmiştir.

Köyün Tarihçesi:

Ladik Kasabası yakınlarında şimdiki Afyon yolu üzerinde bulunan bu mevki 19.yy sonlarına kadar bir yerleşim biri değildi. Halen kısmi olarak varlığını devam ettiren bir su kayağı bu alanda bataklığa benzer bir alan oluşturmuştu. Çevre halkı tarafından bu mevkiye halende Çürüksu denmektedir. 1838 planlanan ve Kırım Harbi sonrası hızlanan Rusların Kafkaslara yerleşme planı gereği b

uradaki halk (bazı kaynaklara 500 bine yakın insan) göçe zorlanmıştır. Yörede yaşayan insanlar yaklaşık yarım yüzyıllık bu göç dalgasının 1864 yılında Anadolu'ya gelmişler, ilk etapta Ladik Kasabasında 2 yıl kadar kaldıktan sonra devlet tarafından Çürüksu mevkine yaptırılan evlere yerleştirilmiştir. Köye 1974 elektrik , 1977 telefon gelmiş. Köyün okulu 1960 açılmıştır. DETAYLI BİLGİLER: *http://tr.wikipedia.org/wiki/Ertu%C4%9Frul,_Saray%C3%B6n%C3%BC
*http://www.cerkes.gen.tr/ertugrul-kucuksu-koyu/
*http://konya.ertugrul.koyu.com.tr/
---
• Köyümüzün Coğrafi konumu
Köyümüz Sarayönü ilçe merkezinin batısında bulunmaktadır. Ertuğrul köyü anayol kenarında olup Sarayönü’ne 11km uzaklıktadır. Ayrıca Başhöyük kasabası ve Kurşunlu kasabasıyla komşudur.

• Fiziki Özellikleri

Yeryüzü şekilleri
Köyümüzün kurulduğu saha önceden bataklık olup daha sonra kuruduğu için, köyün alanı ovadır. Çevresinde önemli bir yükselti yoktur.
İklimi
Köyümüzde karasal iklim etkilidir. En sıcak ay ağustos, en soğuk ay ise ocaktır. Yazlar çok sıcak ve kurak, kışlar ise kurak geçer. Köyümüzün bitkiörtüsü bozkırdır. En yaygın ağaç türleri ise kavak ve elma ağaçlarıdır.

• Beşeri Özellikleri

Köyümüzün Tarihçesi
Çerkesler olarak adlandırılan Ertuğrul köyü halkı Kafkasya’da Şohraci ırmağını doğusunda yaşıyorlardı.1864 yılında Çerkes-Rus savaşı kaybedilince yerlerinden sürüldüler. Çerkeslerin %80i Anadolu topraklarına geldi. İlk İstanbul’a, oradan Antalya’ya getirildiler. Bir kısım çerkesde buradan Konya-Lâdik’e geldi. Burada iki yıl kaldıktan sonra Çürüksu’ya devletin yaptırdığı evlere yerleştiler. Daha sonra köyün adı devlet tarafından Ertuğrul olarak değiştirildi. Nüfusu
Ekonomik şartların zorlaması sonucu 1980’li yılların başında genç nüfus yoğun bir şekilde Konya’ya göç etti. Köyün yerleşim konumu bakımından Konya-İstanbul yolu üzerinde olması köyün tamamen dışarıya göçünü engellemiştir. Bugün köyde 60 hane vardır. Köyümüzün nüfusunu büyük çoğunluğu Konya’da olmasına rağmen bayramlarda, düğünlerde, cenazelerde halkın tamamı köye gelmektedir. Meskenleri
Yakın zamana kadar köyümüzdeki evler kerpiçten ve iki katlı evler şeklindeydi. Bir avlu içinde; ailenin yaşadığı ev, iki odalı misafir evi, ahır, samanlık, gibi yapılar bulunurdu. Şimdi ise evler modern yapı malzemeleriyle yapılmaktadır. Ancak ahır, samanlık gibi yapılar kaldırılmıştır. Köyümüzün Sosyal Yapısı
Köyümüzün halkı çerkesdir. Çerkeslerin geleneksel kıyafetleri yerini modern kıyafetlere bırakmıştır. Kültürel zenginliğini korumasına rağmen dilini büyük ölçüde kaybetmiştir. Ama tekrar kazandırmak için çalışmalar yapılmaktadır. Köyümüzde benzin istasyonu, iki katlı cami ve angora tavşan çiftliği bulunmaktadır. Köyümüze her sabah Lâdik’ten ekmek arabası, her haftada sebzeci gelmektedir. Telefon 1977 yılında, elektrik ise 1974 yılında bağlanmıştır. Eğitim Durumu
Köyümüzün ilkokulu 1960 yılında açılmıştır.1990 yılında ise öğrenci yetersizliği ile kapatılmıştır. Lâdik’e taşımalı eğitim yapılırken, şimdi Sarayönü’ne yapılmaktadır. Köyümüzün eğitim seviyesi üniversite düzeyindedir.

• Ekonomik Coğrafya Özellikleri
Köy Arazisinin Genel Kullanımı
Köy arazisinin çoğu tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Bir kısmı da mera alanı olarak kullanılmaktadır. Köyümüzde her aile toprağa sahip olup, tarımla uğraşmaktadır. Köyümüzde tarım modern aletlerle yapılmaktadır. Köy tarım aletleri tarafından gelişmiştir. Yetişen ürünlerde çeşitlilik vardır; buğday, arpa, yulaf, elma, erik, vişne, kiraz, kayısı köyümüzde yetişen bazı ürünlerdendir. Köyümüzde hayvancılık faaliyetleri modern yöntemlerle yapılmaktadır. Köy halkının geçim kaynağı yakın bir zamana kadar hayvancılığa dayanmaktaydı. Köyümüzde arıcılık ve büyükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Ulaşım
Köyümüz anayol ağzında olduğu için ulaşımda zorlanmamaktadır. Sarayönü’ne 11km, Konya merkeze 40km uzaklığındadır. Köyümüz üzerinden her yirmi dakikada bir Konya’ya giden minibüsler geçmektedir. Başlıca Sülaleler:

Tıv, Maths, Neğuj, Zıbe, Khogon, Hağuj, Voj, Azinne
------------------------------------
42-Konya/sarayönü/ertuğrul(çürüksu) köyü - FACEBOOK SAYFASI: https://www.facebook.com/42KonyasarayonuertugrulcuruksuKoyu
Çürüksu- FACEBOOK SAYFASI: https://www.facebook.com/pages/%C3%87%C3%BCr%C3%BCksu/140051339474982
---------------------------------------
KÖYÜN HARİTADA YERİ:
https://maps.google.com/maps?hl=tr&q=konya+saray%C3%B6n%C3%BC+ertu%C4%9Frul+k%C3%B6y%C3%BC&ie=UTF-8&hq=&hnear=0x14d0f73b82575467:0xe8c5ef5d9e967e6c,Ertu%C4%9Frul&gl=tr&ei=Ui8_UM7pB4qP4gTc7oGAAQ&ved=0CCAQ8gEwAA
-
Çürüksu (Ertuğrul) Köyü Tanıtım Videosu: http://www.youtube.com/watch?v=dBaii8uzKBk
---------------------------------
SARAYÖNÜ TARİHİ:
İlçemizin tarihi çok eskidir. İlçemiz toprakları Hititler, Frigler, Persler, İskender İmparatorluğu, Romalılar ve Bizanslıların eline geçmiştir. Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti ve Osmanlılar zamanında ise, tamamıyla Türk yurdu olmuştur. SARAYÖNÜ’NDE KERVANCILIK

Sarayönü’nün ilk ahalisi kervancılık yapmak suretiyle geçimlerini temin ediyorlardı. Cihanbeyli yaylası üzerinden geçirilerek Tuz Gölü havzasından alınan tuz, kira ile İzmir’ e uzanan yol boyunca taşınırdı. 6 Demir çağı’nda Sarayönü-Başhöyük, Sarayönü-Karatepe, İbrahim Dede gibi merkezlerde bu yolun devam ettiğini göstermektedir. Günümüz yol güzergahlarını incelediğimizde aşağı yukarı Prehistorik çağlardan itibaren yolların süreklilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Sarayönü-Başhöyük ve Sarayönü İbrahim Dede yerleşmelerinde bulunan Mayken keramikleri, Maykenlerin Orta Anadolu’ ya sadece deniz yoluyla Kilikia’dan ulaşmadıkları; Batıda Burdur, Akşehir, Sarayönü yoluyla ulaştıklarını göstermektedir. SARAYÖNÜ VE ÇEVRESİNDEKİ HÖYÜKLER

Eski çağlarda Sarayönü ve çevresinde bulunan höyüklerden bazıları Sarayönü’nün önemini bir kat daha artırmaktadır. Kalkolitik çağdan demir çağını da içine alacak şekilde; Başhöyük, Karatepe, Akdoğan Höyük, Konar Höyük, İbrahim Dede Höyük, Pazar Höyük, Zengi Höyük, Gamel Höyük, İrıelik Höyük, Ladik Höyük, Ertuğrul Höyük, Çesmelisebil Höyük, Kuyulusebil Höyük ve Kurşunlu Kale Höyük yerleşmeleri bulunmaktadır. YERLEŞME TARİHİ

Sarayönü önceleri Pir Hüseyin Camii çevresinde gelişmiştir. Bugünkü şehir merkezine kayması ise, II. Abdülhamit zamanında; Anadolu-Bağdat-Hicaz Demiryolları yapımı projesi çerçevesinde demiryolunun geçmesi ile sağlanmıştır. (1896) İlçeden geçen demiryolu ve binası bir Alman firmasına yaptırılmıştır. Demiryolu’ nun geçmesi ile ilçeye hareketlilik gelmiş bu durum milli mücadele yıllarında kendini göstermiştir. Halk da yeni yerleşim yerine “İskele” demeye başlamıştır. http://www.sarayonu.gov.tr/default_B0.aspx?content=1034

KONYA/SARAYÖNÜ GEÇMİŞİ-TARİHİ BELGESELİ: http://www.youtube.com/watch?v=JSlASNLm7CA
---------------------------------
KTO: http://www.kto.org.tr/
KONYA B.Ş. BEL.: http://www.konya.bel.tr/
--------------------------------
TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) Sonuçları: http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul
----------------------------------
KONYA/SARAYÖNÜ OYUN HAVALARI: http://www.youtube.com/watch?v=5wBjCUvZGcY

HER GÜN BİR SÖZ: ; Allah'a giden yollar gökteki yıldız sayısından fazladır, biz o yollardan birini arıyoruz.İMAM ŞAMİL (...
24/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Allah'a giden yollar gökteki yıldız sayısından fazladır, biz o yollardan birini arıyoruz.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)
23/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;Doğru gidenin başı duvara çarpmaz.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)
22/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Doğru gidenin başı duvara çarpmaz.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;En hayırlı miras edeptir.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)
21/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
En hayırlı miras edeptir.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;Kurt ile ortak olan tilkinin hissesi ya tuzaktır, ya bağırsak.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)Atasözü:Kurtla or...
20/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Kurt ile ortak olan tilkinin hissesi ya tuzaktır, ya bağırsak.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

Atasözü:
Kurtla ortak olan tilkinin hissesi, ya tırnaktır, ya bağırsak Kurtla ortak olan tilkinin hissesi, ya tırnaktır, ya bağırsak

Güçlü ile hileci ortak olsa güçlünün dediği olur. Hileci, ortağının kendisine vereceği, işe yaramaz paya razı olmak zorundadır. Yoksa parçalanmak tehlikesi vardır.

HER GÜN BİR SÖZ: ;Kötü demirden kılıç olmaz. İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)YAZAN:KEMAL BİLSEL SARISÖZEN ANLATIYOR...KÖTÜ DEMİRD...
19/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Kötü demirden kılıç olmaz.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

YAZAN:KEMAL BİLSEL SARISÖZEN ANLATIYOR...

KÖTÜ DEMİRDEN İYİ KILIÇ OLMAZ

Kalite kelimesine dikkat edersek vasıf yönetmeliğinde,basitliğin, kötünün olmadığı görülür. Nitekim bu sözcük, gerçek anlamında, faydalı,verimli,sağlam, en iyisi, en doğrusu ve en güzeli anlamına da gelir. Buradan hareket edersek , kaliteli-kalitesiz kelimeleri aslında sözün bittiği yer anlamına da gelir. Gelelim sadete ;

Akıllı, parlak fikirli düşünenler ,hayatın gerçeklerinde dikkat ederseniz kalitesiz insanlara büyük işler vermez. Çünkü kaliteli, olgun ve aydın insanların üst tarafında , halkın deyimi ile dükkan tutulmaz. Dolayısıyla her odunun kokusu dumanından belli olur. Nitekim , insanoğlunun hayatta verdiği imtihan, bir nevi altının kaynatılıp , tortusunun üstüne çıkması gibidir. Örneğin , küpün, testinin suyu fanidir ama kaynak suları her zaman taze, berrak ve bakirdir. Hayvanlar duyguları icabı zihinsek düşünce yani beşeri akla sahip olsalardı zaten hayvan olmazlardı. Acılar acılara, tatlılar da tatlılara karışır. Bunun için batıl bir söz, ,Hakka ulaşmaz. Kalite,kalitelerden uzak gönüllerde mekan tutmaz,aslına uygun olarak kendisine yarayan bir başka kalite arar. Kalitesiz düşünce Eğri sözlü olduğu için, yeminini de bozar. Gönlün ve kalbin kaliteli aynası saf olmalı ki orada , çirkin suratla güzel surat ayırt edilebilsin. Örneğin; Ses çirkin,avazı berbat olunca, bu iki kat çirkinlik olur. Ama kalitesiz bir düşüncenin akıl katmanı ve çapı zayıf olduğu için, bu defa ebedi körlük olur. Bu nedenle kalitesiz başta, kafa, kaporta düşüncenin malzemeleri yani kerpiç malzemesinden oluşur. Bu da çamur ve samandan başka bir şey ifade etmez.Kaliteli her insan, bir yandan ümide bir yandan da aydınlığa koşar. Böylece iki kanadı olur. Durum böyle olunca İNSAN KALİTESİNDE AKIL-MANTIK-İDRAK-İRADE-KARAKTER VE DAVRANIŞ BİÇİMLERİ GÜZEL BİR GÖRÜNTÜ ALIR. Nitekim kalem ,kağıt kalitesiz ve gaddar düşüncelerde yer aldı mı bundan felekeler dahi ürküp kaçarlar .Bakır, altın olmadığı sürece bakırlılığını, gönül de engin olmadığı müddetçe gönlünü bilemez. Ateşi su ile korkuturlar, bu doğrudur ama suyun ateşten korktuğu görülmemiştir. Kaliteli insanlar, bir nevi bakır leğene benzerler. Hiçbir haşaratın bunu delmesi mümkün değildir. Kalitesiz her düşünce ise üç köşeli yağlı bir söğüt dikeni gibi , nereden koyarsan koy yine batar. Bu nedenle gerçeklere, kalitesiz insanın aklı ve gözüyle değil ,kaliteli insanların aklı ve gözüyle bakılır. Böyle olunca da gerçekler ortaya çıkar. Kaliteli ,olgun ve dolgun akılda bütün güzellikler yer alabilir. Bunun için kaliteli baş hayatı boyunca bir pişmanlığa kolay kolay düşmez . Dünyada kalitesiz her şey insanı rezil rüsva eder. Sözlerimizi tamamlayalım. Örneğin, kalitesiz akıl –kalitesiz ürün-kalitesiz söz-kalitesiz dayanışma-kalitesiz dostluk vs. KISACA KALİTELİ İNSAN, KALİTESİZ İNSAN GİBİ. İŞTE BU NEDENLE , KÖTÜ DEMİRDEN GÜZEL KILIÇ OLMAZ. YÜCE YARATAN, HİÇ KİMSEYİ KALİTESİZ DÜŞÜNCENİN İNSANI YAPMASIN.

HER GÜN BİR SÖZ: ;İyi ve kamil insanı güneş uykuda görmez.Mevlâna’ya Göre İnsanın Mahiyeti ve Kâmil İnsan Olma:İslâm tas...
18/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
İyi ve kamil insanı güneş uykuda görmez.

Mevlâna’ya Göre İnsanın Mahiyeti ve Kâmil İnsan Olma:
İslâm tasavvufunda "insan-ı kâmil" olarak idealleştirilen insana büyük değer verilmiştir. Sûfîlere göre insan-ı kâmil, mükemmelliğinin ve tamlığının son sınırındaki insanî nefistir. Bir yandan insan, öte yandan âlemin ilk örneğidir.

Allah isminin bir tecellî ve tezâhür yeri, yaratılışın gayesi ve Allah’ın yer yüzündeki halifesidir. Âlemin özü ve aynasıdır. Hem Allah’ın hem de âlemin,hem rububiyetin hem de ubudiyetin özelliklerini taşıdığı için Allah ile âlem arasında bir berzahtır.

İnsan-ı kâmil anlayışının bir tezahürü olan Hakikat-i Muhammediyye veya Nûr-ı Muhammedî terimi, III/IX. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

Vahdet-i vücûd düşüncesiyle yakından alâkalı olan bu terim, bir nur, bir hakikat veya bir öz olup Hz. Muhammed (sav)’in mânevî şahsiyetinde sembolleşmektedir. Bu anlayışa göre insan-ı kâmilin en güzel örneği aynı zamanda bir beşer olan Hz. Muhammed (sav)’dir.

Sûfîler, âlemin yapısı bütün girift ayrıntılarıyla bir minyatür şeklinde
insanda yansıdığı için insanı küçük âlem, kâinatı büyük âlem olarak isimlendirmişlerdirr. Onlara göre küçük âlem olan insan büyük âlem olan kâinatın ruhu ve sebebidir. Büyük âlemde olan her şeyin benzeri küçük âlemde de olduğu için insan kâinatın bir hülâsasıdır.Bu bakımdan Hakk en
mükemmel biçimde insanda tecellî eder. Bu da ancak Hakk’ın en mükemmel tecellîsinin mazharı olan insan-ı kâmilde vuku bulur. Âlemin zübdesi olan insan-ı kâmilde âlemde var olan şeylerin somut ferdî suretleri değil hakikatleri mevcuttur. Bu açıdan insan-ı kâmil Hakk’ın varlık âlemindeki halifesidir.

İnsan-ı Kâmil adlı bir eser yazan Abdülkerim el-Cîlî (ö.832/1428) "insan-ı kâmili, evvelinden âhirine kadar eflâk-ı vücûdun ve merâtib-i vücûdiyyenin kendi üstünde döndüğü "kutub" olarak görür. Bu anlamda insan-ı kâmil,vücûdun evveli olmayan zamanından ebedü’l-âbâda kadar mümted olmak üzere şey-i vâhiddir."

İslâm tasavvufunda yaratıkların en şereflisi olan ve kemâli isteyen bir kimse için bütün mertebeleri aşarak Hakikat-i Muhammediyye’ye ulaşmak
bir idealdir. Bu sebeple sûfîler ferdî manada insan-ı kâmil olabilme idealini sürekli canlı tutmuşlardır. Bilgelik, merhamet, cömertlik, isâr, ahde vefâ, sevgi ve hoşgörü gibi tüm ahlâkî iyiliklerin sembolü olan insan-ı kâmil,
Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanıp insanlığın ortak değerleriyle hareket eder. Kevnî manada âlemdeki en mükemmel varlık olan insanı, ferdî manada da kemâle erdirebilmek için bilgiyi hayata geçirerek, ilim-amel bütünlüğü içinde olgun bir davranış sergiler.

Mevlâna Kur'an’ın bir yorumu olarak nitelendirdiği Mesnevî nin ilk beyitlerinde, içi temizlenmiş olan ney ile mâsivâdan arınan insan-ı kâmili anlatır. Ruhlar âleminden alınıp dünyaya en güzel biçimde halife olarak gönderilen insan, tıpkı kamışlıktan kesilerek asıl yurdundan ayrılan ve ney yapılan kamış misali hep geldiği vatanın özlemini dile getirmektedir:

D in le n e y d e n d u y n e le r sö y le r sa n a

D erd i v ard ır a y rılık la rd a n y an a,

K e s tile r sazlık iç in d e n d e r b e n i;

D in ler, ağ la r: H em k ad ın h e m e r b e n i.

G ö ğ sü g ö z göz ayrılık d e ls in d e bir, 50

2008

S e n o g ü n b e n d e n iş it ö z le m n ed ir.

H er kim a s lın d a n uzak d ü şsü n : A rar

"A sl"a d ö n m e k ç in b ir u ygun g ü n a ra r.

Kamışın ney olması ile insanın kemâle ermesi arasındaki benzerlik, Mevlâna’nın insan-ı kâmili neyle sembolleştirmesine zemin hazırlamıştır.

Kızgın demirle dağlanan ney gibi insan da maddî unsurunu teşkil eden toprağı ve suyu terk etmek suretiyle ilahi ruhu görüp nûra gark olarak aşk ateşiyle yanıp olgunlaşır. Kamışlıktan kesilen bir kamışın ney haline gelmesi için
üzerinde uzun süre emek harcamak gerekir. Her kamıştan ney yapılmadığı gibi, herkesin yaptığı ney de mükemmel değildir. Kamış ney yapımına uygun,
usta mâhir olmalıdır. Ney olacak kamışın ilahi nefesi kabul edecek hale gelmesi için içini boşaltıp temizlemelidir. Neyle benzer bir yol takip eden insan-ı kâmil, doğuştan kabiliyetli ve bir mürşid-i kâmilin rehberliğinde çetin bir tasavvufî eğitim sürecinden geçerek olgunlaşır. Kamış iyi bir usta elinde mükemmel bir ney haline gelirken, insanın kendi iradesiyle azimle ve sabırla seyr-ü sülûku tatbik etmeden sadece bir mürşide bağlanması yeterli
değildir. Benlik bağlarından sıyrılıp gönlü Hakk sevgisiyle dolan insan
kemâle erince, çevresindekilere ilim irfan ışıkları saçan bir insan-ı kâmil olur.

Mevlâna, ney ile sembolize ettiği insan-ı kâmilin kendinden, benliğinden sıyrıldığında sırlarla dolduğunu, yokluğa bürünmesine rağmen eşyanın hakikatini bildiğini şöyle vurgular:

Ey n ey ! N e d e h o ş b ü tü n sırla rı b iliy o rsu n

Ey n ey ! B ü lb ü l g ib i s e n d e ç o k fery âd e d iy o rsu n

K e n d in d e n b ile h a b e rin y o k a m a göz o lm u ş s u n

K e n d in d e n sıy rılıp ç ık ın c a sırla rla d o lm u ş s u n .

Mevlâna, damlada gizlenmiş bir deniz, zerreye sığınmış bir güneşe
benzettiği insan-ı kâmili büyük âlemin yansıması olarak görür. Ona kozmik bir varlık olarak bakarak insanlık cevherini kâinatın odak noktası yapar. Mahiyet itibariyle böyle yüce bir değere sahip olan insan, şayet kendi varlığının ve cevherinin farkında değilse, yazık olmuş gitmiştir. Mevlâna bu düşüncesini şu beyitlerde dile getirir:

S e n b a ş ta n b a ş a d e n iz sin , ısla k lığ ı n e is te r s in ki?

S e n ta m a m ıy la v a rlık sın , yo k lu ğ u n e a ra rsın ki?

E y p a rla k ay, to z u n e y a p a c a k s ın ?

Ay b ile , s e n in y ü zü n e b a k a r d a sararır.

S e n h o ş s u n , g ü z e lsin , h e r tü rlü h o şlu ğ u n m a d e n is in .

N e d e n ş a r a b a m in n e t e d e rs in ki?

B a ş ın d a "B iz in s a n o ğ u lla rın ı u lu lad ık " ta c ı,

B o y n u n d a "B iz s a n a K e v se r ırm a ğ ın ı v erd ik g e rd a n lığ ı" var.

İn s a n ce v h e rd ir, g ö k o n a arazd ır.

H er ş e y fe r’idir, h e r ş e y d e n m a k sa t od u r.

E y a k ıllar, te d b irle r, fik irler ku lu k ö le s i o la n b ey ,

M a d e m k i b ö y le s in , k e n d in i n e d e n b ö y le u cu za s a tıy o r s u n ?

İnsan-ı kâmili insanların kalplerindeki hastalıkları tedavi eden bir hekim olarak gören Mevlâna, onların devâ bulmaz hastalıklara kapılanları ücretsiz
iyileştirdiklerini ve bu tedâvî usûlünü Allah’ın kendilerine ilhâm ettiğini vurgular. Mânevî hastalıkların hekimi olan bu ârifler, en büyük kalp hastalığı olan insanların gönüllerindeki mâsivâyı terk etmelerini sağlayarak Allah’a
eriştirirler. Bu bakımdan onların sözlerine kulak verip Allah’ın lütuf ve feyzine kavuşmak gerekir.

Mevlâna, böyle bir görev üstlenen bir mürşidin insanlarla özellikle de
dostlarla ilişkilerinde sözlerine dikkat etmesine büyük önem vermiştir.
Çünkü söz insanın ağzından çıkıncaya kadar insanın esiri iken, ağızdan çıktıktan sonra insan sözün esiri olmaktadır. Bu bakımdan sözlerin kırıcı
olmaması ve gönülleri imar edici olmasına özen göstermelidir:

D o stla rla k o n u şu rk e n ç o k d ik k atli v e ih tiy a tlı o lm a lıd ır. Ç ü nkü sö z v ard ır

k e sk in k ılıç g ib id ir; d o s tlu ğ u k e se r, ö ld ü rü r. K a lp te te d â v isi im k â n sız

y a ra la r a ç a r.

B ir sö z d e v ard ır ki ilk b a h a r m e v sim i g ib id ir. H er ta ra fı sü s le r,

g ü z e lle ştirir, sa y ısız y a ra rla r s a ğ la r .

Mevlâna insanları din ve inançlarından ötürü küçümsememeyi, Yahudi, Hristiyan ve Allah’ı inkâr eden kâfirlere bile hakaret etmemeyi öğütler.

Çünkü şu anda kâfir olan bir kişinin yarın ne olacağı bilinemez. Belki de bir süre sonra Müslüman olabilir. İnsanın ömrünün ne zaman ve nasıl biteceğini Allah’tan başkası bilemeyeceğine göre, herkese karşı insanlık
gereği alçakgönüllü davranmalıdır.

Mevlâna kemâl noktasına ulaşan bir insanın her şeyiyle Hakka teslim olup beşeriyet sıfatlarından sıyrılması gerektiğini şöyle ifade eder:

Ey g e n ç ; g ü n a h yükü o lm a y a n kişi şe y h tir. Y ay g ib i, H akk o n u e lin e

a lm ış tır! O n d a n g e le n h e r şey i k a b u l e tm iş tir.

B ir k im s e d e b e ş e r iy e t sıfa tla r ın d a n b ir te k kıl b ile k a lsa , o kişi a rş a

g ö k le re m e n s u p d e ğ ild ir. Y an i A lla h ’ın h a s k u lla rın d a n d e ğ ild ir.37

Mevlâna samimi bir sûfînin, gönlünü bulanıklıktan kurtarıp saf olmayı isteyen kişi olduğunu vurgulayarak, kaba bir yün elbise, yamalı bir cübbe giyip ağır ağır yürümekle sûfî olunamayacağını belirtir. Gerçek mürşidin Hakk yolundan haber vereceğini, sözünün de yüzünün de nûr olacağını, onun dudaklarından dökülen hakikat şarabını tatmayanların sahte şeyhlerin peşine takılacaklarını ifade eder. Sahte şeyhlerin de kendilerini en üst makâmda gördüklerini şöyle vurgular:

S a h te şe y h le r, şu d av u llu , b ay rak lı h a m k iş ile r gib i; "B izim ö te le rd e n ,

y ok lu k y u rd u n d a n h a b e rim iz vard ır. B iz y o k lu k y o lu n u n u lak larıyız."

D iye b a ğ ırıp ça ğ ırırlar.

O n la r d ü n y ay a şe y h lik la fın ı y a y m ışla r, k e n d ile rin i B â y ez id -i B is tâ m î

sa n m ışla rd ır.

K en d i k e n d ile rin i H akk y o lu n d a y ü rü y or s a n m ış la r , H akk’a u la ştık la rın ı

id d ia e tm iş le r , H akk y u rd u n d a m e c lis k u rm u şlard ır.

O n la rın b u s a ç m a sö z le r in e k u lak a s m a , o n la r ın titr e y iş in e v e y ü zlerin in

re n g in e b ak !

C e n â b -ı Hakk; "N iy e tleri y ü z lerin d e g ö rü n ü r d u ru r." D iye bu y u rd u .

B u g ö r ü n e n şey ler, v erd iğ i h a b e r e zıt d ü şü y o r. Ç ü nkü in s a n ş e r le

y o ğ ru lm u ştu r.

Ş u n u b il ki h ü n er, a te ş i a p a ç ık g ö rm e k tir. Y o k sa d u m a n ın tü ttü ğ ü y e rd e

a te ş var, d e m e k d e ğ ild ir.

İnsanlar iman bakımından olduğu gibi, tasavvufî derinlik açısından da derece derecedir. Tasavvufî makâmların en üstünde bulunan Allah dostlarına kutup ve gavs denir. Mevlâna insanı-ı kâmili bazen kutup olarak isimlendirip
onu akla ve aslana, halkı ise diğer organlara benzetir. Halkın rızıklanmasını,onların kutba olan saygı ve sevgisine bağlar:

K u tu p a s la n g ib id ir; işi av la n m a k tır. G eri k a la n h a lk is e , o n u n artığ ıd ır.

G ü cü n y e ttiğ in c e k u tb u razı e tm e y e ç a lış ; o n u n iste k le rin i y e rin e g e tir

ki, o k u v v e tle n sin d e v a h şi h ay v a n la rı a v la sın

O z a h m e te d ü şü p in c in irs e h a lk g ıd a sız kalır. Ç ü nkü h alk ın rız ık la n m a sı,

ak lın e li ve y a rd ım ı iled ir.

H alk ın v e cd i, m a n e v î h e y e c a n ı, g ö n ü l g ıd a sı a n c a k o n u n artığ ıd ır.

G ö n lü n e ğ e r av istiy o r sa , b u n u iyi d ü şü n .

K u tu p , a k la b en z er; h a lk is e te n d e k i uzu vlar g ib id ir. B e d e n in te rb iy e s i,

id â re si a k la b a ğ lıd ır, ak lın e lin d e d ir.

K u tb u n zayıflığı te n za y ıflığ ın d a n o lu r, rû h za y ıflığ ın d a n o lm a z !

D ay an ık sızlık , çü rü k lü k g e m id e o lu r, N û h ’ta o lm a z !

K u tu p o k im se y e d e rle r ki, k en d i e tra fın d a d ö n e r d o la şır; g ö k le r d e

o n u n e tra fın d a d ö n e r .42

Mevlâna gönül gözü kapalı insanları yarasalara benzeterek, onların kâmil insanlardaki, Allah dostu velîlerdeki Hakkın nûrunu göremeyeceklerini belirtir. Ona göre şeriatın da, takvânın da canı olan insan-ı kâmile Allah mârifeti bağışlamıştır. Sırları açan da odur, açılan sırlar da. Dünyanın yetim
kaldığını söyleyen basiretsizlerin bilgisizce söyledikleri sözlere rağmen
Allah’ın yüceltip üstün kıldığı insan-ı kâmil bugünümüzün de yarınımızın da padişahıdır:

İs te r iyi o ls u n , is te r k ö tü o ls u n , is te r y e rin d e , is te r y e rsiz o ls u n , k u tb a

k arşı in a t e d e n in H akk’a g e tir e c e k b ir b e lg e s i y ok tu r. İn a tç ı b u h u s u s ta

h iç b ir z a m a n h aklı çık m a y a ca k tır.

Ç ü nkü b iz o n u y ü ce lttik , ü stü n kıldık, özrü d e , b e lg e y i d e a ra d a n

k ald ırd ık .

Her devirde Allah dostu velîler bulunur. Gerçek velîler gönül gözü açık olanlar tarafından bilinebilir. Ancak, körün malını çalan hırsızı bilemeyişi gibi, kendilerine delilik süsü vererek gizleyenleri tanımak mümkün değildir.

Gerçek velîleri tanımayanların yanı sıra, kemâle ulaşmada bir yol olan aşk hakkında ileri geri söz eden ve âşıkları kınayanlara aldırış etmeyen Mevlâna, onların aşkı bilmedikleri için sözlerine güvenilemeyeceğini belirterek
yalanlarını yüzlerine vurur. Bu tür insanların aşk yoluyla vuslata eren bu aşk padişahı kâmil insanlar hakkındaki sözlerinin kocaman bir yalandan ibaret
olduğunu şöyle dile getirir:

A şk p a d iş a h ın ın v e fâ sı y o k tu r d iy orlar; y a la n .

S e n in g e c e n in s a b a h ı yok tu r, gü n d ü zü g ö r e m e z s in d iy orlar; y alan .

D iy orlar ki: A şk için n e d iy e ö ld ü rü y o rsu n k e n d in i, b e d e n y ok o ld u k ta n

s o n ra h a y a t yok; y a la n .

A şk y ü zü n d en g ö z y a şı d ö k m e n a b e s , g ö z ü n ü y u m d u n m u g ö rm e k ,

b u lu ş m a k y o k d iy o rlar; y a la n .

D iy orlar ki: Ş u z a m a n g e ç ip g itti, b iz d e za m a n ım ız ı d o ld u rd u k m u c a n ,

o y a n a g itm e z , b u n a im k ân yok; y alan .

H ay âle k a p ıla n la r, h a y â ld e n g e ç e m e y e n le r, p e y g a m b e rle r in b ü tü n

h ik ây eleri d ü zm e, h a y â ld e n ib a r e t d iy orlar; y a la n .

D oğru y o lu tu tm a y a n la r d iy o rla r ki: K u lu n , T an rı k a p ısın a v a rm a sı

m ü m k ü n d e ğ il; y alan .

G ö n ü l sırrın ı b ilm e y e n le r d iy o rla r ki: G ay b sırrın ı T an rı, k u lu n a v a s ıta s ız

sö y lem e z ; y a la n .

D iy orlar ki: K u la g ö n ü l sırrın ı a ç m a z la r, lü tfe d ip ku lu g ö ğ e a lm azlar;

y alan .

B a lç ık ta n m e y d a n a g e le n in s a n , g ö k e h liy le â ş in â o la m a z d iy orlar;

y alan .

D iy orlar ki: T e rte m iz c a n , şu y u v ad an a şk k a n a d ıy la u çu p h a v a la n a m a z ;

y alan .

H alkın zerre zerre iy iliğ in e , k ö tü lü ğ ü n e o g e rç e k g ü n e ş, m ü k â fa t v e c ez â

v e rm ez d iy orlar; y a la n .

S u s; e ğ e r b irisi s a n a h arfsiz, s e s s iz sö z o la m a z d e rs e , d e ki; y a la n .

Mevlâna’ya göre yoksulluğa bürünen bir kâmil velî, Allah’ın kendisine açtığı sırlara vâkıftır.Kemâl mertebesine erişip irşad makamına yükselen
bir mürşid, kendi çocukları hükmünde olan halka öğüt verirken onların seviyelerine göre hitap edip anlayacağı dilden konuşarak gönüllerini imar
eder. Gönüllerinde aşk ve samimiyet olmayan nice irfansız bilginler sahip oldukları bilgiden kendileri faydalanamazken, bu güzel vasıfları kendinde
toplayan bir ârif-i billah olan Mevlâna, ilâhî aşkın bir göstergesi olan insan sevgisini ve hoşgörüyü hayat tarzı yapmıştır. Bir insan-ı kâmil olan

Mevlânâ’nın hayat felsefesini onun şu sözü özetlemektedir:

Ö m rü m ü n m a h s u lü üç sö z d ü r h e m a n

H am id im , p işd im v e y a n d ım e l-a m a n

HER GÜN BİR SÖZ: ;Allah'a ulaşmanın pek çok yolu vardır. Biz şehitliği seçtik.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)
17/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Allah'a ulaşmanın pek çok yolu vardır. Biz şehitliği seçtik.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;Gönüllerden kibri çıkarmak yüce dağları iğne ile kazımaktan daha zordur.İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)Kibirli...
16/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Gönüllerden kibri çıkarmak yüce dağları iğne ile kazımaktan daha zordur.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

Kibirli İnsanlar: Özellikleri Ve Davranışları

Yazan ve doğrulayan Psikolog ve gazeteci Sara Clemente ANLATIYOR...

Her zaman haklı olduklarını düşünen insanlar tanıyor musunuz? Başkalarını hor görüp onlara üstünlük tasladıklarını hissediyor musunuz? Cevabınız evetse, karşınızda olan kişi kibirli bir insandır. Kibirli insanlar, kendilerini taparcasına sevdikleri kadar başkalarını da hakir görürler.

Kendini beğenmişlik, aşırı gurur ve kişinin kendi fazilet ve yeteneklerine gereğinden fazla kıymet vermesi olarak tanımlanır. Aynı şekilde, kibirli insanlar, sadece üstün oldukları için, başkalarının da kendilerini üstte tuttuğuna inanır. Kişilikleri aşırı gurur ve kibirden oluşur.

Kibirli insanların üç karakteristik özelliği;

“Size su veren kuyuya çöp dökmeyin.” William Shakespeare’in bu alıntısı, kendini beğenmiş tüm insanların ortak noktası olan ana psikolojik özelliklerden bir tanesini mükemmel bir şekilde özetler: kibir.

Kibirli insanlar dikkat çekmeden duramazlar çünkü sahip oldukları kibir onları ele verir. Kibir ve kendilerini üstün görmeleri belki bazen gözden kaçabilir; fakat kendilerini biraz da olsa zor bir durumda bulur bulmaz, kontrol edilemeyen kibirleri gün yüzüne çıkar. Not: kibir ve gurur arasındaki fark, ikincisinin diğer insanlara yukarıdan bakma ihtiyacıyla bir ilişkisi olmamasıdır.

“Kibri gösterecek başka hiçbir bir şeyi olmayan kimselere bırakmalıyız.”

– Honoré de Balzac

Narsisizm:

Kibirli insanlar kendilerini çok sever ve en başarılı, en güçlü ve en güzel olanın kendileri olduğuna inandıkları bir fantezi dünyasında yaşar.

Bununla birlikte ihtişamlı havaları, güvensizliği ve bolca itimatsızlığı gizler. Bu nedenle, diğer insanların onların karakter ve görünüşleri hakkında neler düşündüklerine sürekli dikkat ederler. Yine de, kendi görüşleri dışındakilerin hiçbir önemi yokmuş gibi hareket ederler.

“İyi beslenen bir kibir cömert, aç bir kibirse despottur.”

– Mason Cooley

Megalomani:

Narsisizmle yakından ilişkili olmasına rağmen, megalomani biraz daha patolojik bir ayrıntıya sahiptir. Zihinsel bir bozukluk olarak kabul edilir; çünkü fantezilere, büyüklük sanrılarına ve kendi arzularının esiri olma seviyesine varan şiddetli davranış biçimlerinde kendini gösterir.

Megalomani eğilimi olan kibirli insanlar, sosyal açıdan çok önemli olduklarını düşünürler. Kendilerinin büyük işler başarabileceğine ve muazzam bir zenginliğe sahip olabileceklerine inanırlar. Ancak, bu hayaller hem mantık dışı hem de aşırı abartıdır.

Kibirli insanlar nasıl hareket eder?

Kibir, insanların kendini beğenmiş bir şekilde hareket etmelerine neden olur ve söz konusu bireyler başkaları tarafından kendilerine hayranlık duyulmasına ihtiyaç duyarlar. Aşağıda, bu davranışlardan bazılarına değindik:

Her zaman haklı olduklarına inanırlar

Tevazu ve alçak gönüllülük eksikliği, söz konusu birey sırf kendileri oldukları için, her zaman haklı olduklarına inanmalarına neden olur. Bu nedenle, kendi görüşlerini başkalarına dayatmak ya da onlara karşı savunmak için sık sık sahte güç mevkilerini veya otoritelerini kullanırlar.

Toplumsal imajlarının gayet farkında olduklarını gizlerler

Sürekli olarak başkalarının onlar hakkında ne düşündüğünü bilme ihtiyacı hissederler. Bununla birlikte, bu ihtiyacı gizlemeye ve kayıtsız görünmeye çalışırlar. Bu bireylerin sosyal medyaya verdiği önem oldukça dikkat çekicidir. Ve burası, ihtişamlarının yanılsamalarını gördüğümüz yerdir.

Her zaman dikkat çekmek ve ilgi odağı olmak isterler

Her şeyi dramatik bir şekilde yaparlar.

“Kibir, orijinal görünme korkusudur. Bu nedenle de gurur eksikliğidir; fakat yine de özgünlük eksikliği değildir.”

– Friedrich Nietzsche

Ufak şeylere üzülürler

Sahip oldukları kibir, ufak tefek şeyler hakkında bile çabucak sinirlenmelerine neden olur. Örneğin, onlara yeterince ilgi göstermediğinizi düşünüyorlarsa, sizle zıt düşmek için bilinçsizce herhangi bir bahane ararlar.

“Kibir, kendini bir birey olarak görmeye körü körüne meyledip, birey olmamaktır.”

– Friedrich Nietzsche

Başkalarını nesneleştirirler

Narsisizm gösteren insanlar, çevrelerindeki insanlara basit birer nesne ya da araçmış gibi davranırlar. Başkalarını nesneleştirmek, gösterişlerini ve kendilerini üstün varlıklar olarak gördükleri anlayışı besler. Ve ihtişamlı havaları, daha fazla güç elde etmek için, bu bireylerin başkalarını manipüle etmelerine neden olur.

Bu noktada, kendini sevmenin narsisizm ya da kibirle aynı olmadığını unutmayın; tam tersine özgüven ve benlik kavramınızın sağlıklı olduğuna dair bir işarettir. Bununla birlikte, başkalarının karakter sınırlarına adım atmak için ahlaki bir yetkiye sahip olduğunuza inanmak, sadece ve sadece kibir ve aynı zamanda tevazu eksikliğinin kanıtıdır.

HER GÜN BİR SÖZ: ;Ey Dağıstan Ve Çeçenistan milletleri! Dinleyiniz beni... Ben sizleri para ve menfaat için bu savaşlara...
15/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Ey Dağıstan Ve Çeçenistan milletleri! Dinleyiniz beni... Ben sizleri para ve menfaat için bu savaşlara sürüklemedim. Bu Allah'ın emridir. Toprağımızı hürriyetimize kavuşturmak ülkümüzdür. Bu emre itaat ediniz. Hiçbirimiz kamasını kınına sokmasın. Parolamız ölünceye kadar savaş olmalıdır.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

HER GÜN BİR SÖZ: ;Bundan sonra onların mukadderatı çizilmiştir, onları yok edeceğiz, hiçbir kimseye müsamaha etmeyeceğiz...
14/06/2023

HER GÜN BİR SÖZ:
;
Bundan sonra onların mukadderatı çizilmiştir, onları yok edeceğiz, hiçbir kimseye müsamaha etmeyeceğiz. Bütün Kafkasya'nın ırmakları gölleri ancak onların kanları ile boyandığı zaman kurtulmuş olacağız.
İMAM ŞAMİL (ŞEYH ŞAMİL)

Address

Ertuğrul Mahallesi
Sarayönü

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 42-Konya/sarayönü/ertuğrul(çürüksu) köyü posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share