Konya' da Trafik

Konya' da Trafik Konya ve ilçeleri Haber Trafik Sayfasıdır

13/08/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. HÜKÜMRANLIKTA İNSANLIĞA SAYGI SEVGİ OLUR MU?
Vicdanın Tarihe Sorduğu SoruTarih boyunca insanlığın önünde duran en büyük imtihanlardan biri şudur:Gücü eline geçiren insan, insanlığını koruyabilecek midir?
Çünkü asıl mesele tahta oturmak değil, o tahtta otururken vicdanını kaybetmemektir.Nice hükümdarlar geldi geçti.Nice saraylar yükseldi. Nice ordular yürüdü.Ama zaman, hepsine aynı soruyu sordu:“Sen hükmettiğin insanlara ne bıraktın? Korku mu, adalet mi?”Zulmün üzerine kurulan her düzen, dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içinde çürümeyebaşlamış bir temel taşır. Çünkü insanın ahını, gözyaşını ve duasını yok sayan hiçbir güç sonsuza kadar ayakta kalamaz.Tarihte büyük görünen nice imparatorluklar, halkının sesini duymadığı, adaleti unuttuğu ve insanı sadece bir araç olarak gördüğü dönemlerde sarsılmıştır.Çünkü halkın kalbini kaybeden, geleceğini de kaybeder.Bir makam sahibinin önünde eğilen insanlar olabilir. Bir güç sahibinden korkan kalabalıklar olabilir. Fakat unutulmamalıdır ki:
Korkuyla alınan itaat, sevgiyle kazanılan saygının asla yerini tutmaz.Bugün dünyanın birçok yerinde insanlık aynı yarayı taşımaktadır. Bir tarafta israf içinde yaşayanlar, diğer tarafta ekmeğini bölüşerek hayata tutunmaya çalışanlar.Bir tarafta gücünü göstermekle övünenler, diğer tarafta sadece adil bir yaşam isteyen milyonlar.Oysa insanın değeri cebindeki parayla, oturduğu koltukla, taşıdığı unvanla ölçülemez.Bir garibin gözyaşı, bir zenginin gözyaşından daha az acı değildir.Bir annenin evladı için yaktığı ağıt, dünyanın hiçbir makamından daha değersiz değildir.
Hükümranlık; insanları kendine boyun eğdirmek değildir.Hükümranlık; insanın gönlüne dokunabilmektir.Gerçek güç; kapıları kapatmak değil, mazlumun kapısını çalabilmektir.Gerçek büyüklük; “Bana kim karşı çıkabilir?” demek değil, “Benim yüzümden kimsenin kalbi kırılmasın” diyebilmektir.
Çünkü tarih, zalimin gücünü değil; insanlığın onurunu hatırlar.Bugün alkışlanan nice isimler yarın unutulabilir. Fakat bir yetimin duası, bir fakirin hayır duası, bir mazlumun gönlündeki yer; insanın dünyadaki en büyük mirasıdır.
Ey gücü elinde tutanlar!Unutmayın.Sarayların kapıları kapanır. Makamların süreleri biter. Zenginlikler tükenir.Ama insanın yaptığı iyilik de kötülük de hafızalarda yaşamaya devam eder.
Sonunda herkes aynı toprağa dönecek.Ne makam gelecek mezara.Ne servet.Ne şöhret
Sadece insanlığın kalacak.Ve tarih bir gün herkese şu soruyu soracak:“Sen dünyaya hükmetmeye mi geldin, yoksa insan olmaya mı?”İşte gerçek hükümranlık; insanları ezmekte değil, insanlığı yüceltmektedir.Çünkü dünyanın en büyük tahtı, bir insanın gönlünde kurulan sevgi ve adalet tahtıdır.Saygılarımı sunarım. MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. ABDURRAHMAN BERKCAN 13.08.2026

12/08/2026

DÜN DÜNDÜR, BUGÜN BU GÜNDÜR MÜ?
TARİHİN HAFIZASI VE VİCDANIN SESİ
Bir toplumun en büyük zenginliği sadece toprağı, ekonomisi veya teknolojisi değildir. En büyük zenginliği; hafızası, vefası ve ortak değerleridir.Bugün siyasetin en çok tartışılan cümlelerinden biri şudur: “Dün dündür, bugün bugündür…”Evet, zaman değişir. Şartlar değişir. Devletler, toplumlar ve insanlar yeni kararlar alabilir. Çünkü hayat durağan değildir. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: Tarih unutulursa, gelecek yönünü kaybeder.Geçmişte yaşanan acılar, kayıplar, mücadeleler ve fedakârlıklar bir siyasi hesaplaşmanın malzemesi haline getirildiğinde, toplumun vicdanında derin yaralar açılır.Siyaset; akıl, sorumluluk ve geleceği düşünme sanatıdır. Fakat siyaset uğruna dün söylenenlerin bugün tamamen inkâr edilmesi, insanların hafızasında güven sorunları oluşturabilir. Çünkü milletler sadece bugünü yaşamaz; dünlerini de omuzlarında taşırlar.Özellikle terörle mücadelede verilen kayıplar, toprağa düşen şehitler, evladını beklerken yıllarca gözyaşı döken anneler. Bunlar hiçbir siyasi tartışmanın gölgesinde kalacak meseleler değildir.Bir şehidin ardından dökülen gözyaşı; partilere, görüşlere, makamlara göre değişmez. O gözyaşı, bu milletin ortak acısıdır.Ahde vefa; sadece güzel sözlerle anlatılan bir kavram değildir. Ahde vefa, zor zamanlarda hatırlamak, bedel ödeyenleri unutmamak ve geçmişin yükünü saygıyla taşımaktır.Ancak tarih de kin üretmek için değil, ders almak için vardır.Bir ülkenin geleceği; sürekli geçmişin kavgalarını yeniden yaşamaktan değil, geçmişin acılarından doğru sonuçlar çıkararak birlik kurmaktan geçer.
Bugün Türkiye'nin en büyük ihtiyacı; birbirini düşman görmek değil, birbirini anlamaya çalışmaktır.Farklı siyasi düşünceler bir milletin zenginliğidir. Ama farklılıklar, birbirine nefretle bakmanın bahanesi olursa, kazanan hiçbir taraf olmaz. Kaybeden, hep milletin kendisi olur.
Siyasi söylemlerde kullanılan her kelimenin toplumda bir karşılığı vardır. Söylenen her ağır söz, bazen bir ailede tartışmaya, bazen bir dostlukta kırgınlığa dönüşebilir.
Unutulmamalıdır ki; aynı bayrağın altında yaşayan insanların birbirine düşmanlaştırılması, en büyük zararı yine o bayrağa verir.Dünümüzü inkâr etmeden, bugünümüzü doğru okuyarak ve yarınımızı akılla inşa ederek yol almak zorundayız.Çünkü tarih; unutanları affetmez.Çünkümilletler; hafızası kadar güçlüdür.Ve çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin birbirine borcu vardır:Daha az öfke, daha çok anlayış.Daha az ayrılık, daha çok kardeşlik…Daha az hesaplaşma, daha çok ortak gelecek…
Türkiye'nin ihtiyacı, geçmişin zincirleriyle geleceğini kilitlemek değil; geçmişinden ders alarak geleceğine güvenle yürümektir.
Zira bir millet, ancak vicdanını kaybetmediği sürece ayakta kalır. ABDURRAHMAN BERKCAN 12.08.2026

06/08/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. KALABALIKTA KAYBOLMAYAN İNSAN
Günümüz çok hızlı.Ekranlar kayıyor, haberler akıyor, insanlar tüketiliyor. Ama bir şey hiç değişmiyor: İnsan insanla imtihan oluyor.
Peki bu gürültünün, bu kalabalığın ortasında nasıl bir insan olmalıyız? Kaybolmadan, eğilip bükülmeden, kendimiz kalarak.Diliyle değil, duruşuyla tanınan bir insan olmalıyız.Bugün herkes konuşuyor. Ama az insan sözünün arkasında duruyor.Söz vermek kolay, vefa zor.
Selam vermek kolay, helallik almak zor. Öyle bir insan ol ki; adın geçtiğinde "onun ağzından yalan çıkmaz" densin.Hakikatin yanında, kalabalığın karşısında durabilen bir insan olmalıyız.Yanlış olan değil, doğru olan. Çok olan değil, adil olan. Suçsuz birine iftira atıldığında susmayalım. Zayıf ezilirken alkış tutmayalım. Çünkü bir gün o "zayıf" biz olabiliriz. Unutma: Yalanla yükselen, hakikatle çakılır.Emeğine sahip çıkan, başkasının ekmeğiyle oynamayan bir insan olmalıyız.
Kolay yol hep var. Kopya çekmek, hakkını yemek, gıybet etmek, çamur atmak.Ama kolay yolların sonu hep çukurdur. Kendi alın terinle kazanamadığın hiçbir şey seni büyütmez. Sadece şişer.Sonra söner.Merhameti ve öfkeyi aynı anda taşıyabilen bir insan olmalıyız.
Merhametsiz adalet zulümdür. Adaletsiz merhamet ise zafiyettir. Çocuğa şefkat, zalime karşı onur. Hayvana su, mazluma ses olmalıyız. Kalbimiz yumuşak, omurgamız dik olmalı.Telefonu kadar, gönlü de şarjda olan bir insan olmalıyız.Günde 5 saat ekrana bakıp, 5 dakika Ailesine bakmayan nesil olmayalım.
Komşusu açken tok yatan değil, kapısını çalan olalım. Beğeni için değil, Allah rızası için iyilik yapan olalım. Çünkü alkış biter, ama yaptığın iyilik mahşere kalır.Geçmişine küfretmeyen, geleceğine ihanet etmeyen bir insan olmalıyız.
Kökü olmayanın dalı kırılgandır.Değerlerimizi "eski moda" diye çöpe atarsak, yarın bizi çöpe atarlar. Hem modern ol, hem asil ol. Hem çağdaş ol, hem adam ol.Kalabalıkta kaybolmayan insan, gürültüde hakikati fısıldayandır. Karanlıkta mum olandır. Ve en zoru; kimse görmese de doğruyu yapandır Çünkü yarın çocuklarımız bize soracak: "Baba, anne, o zor zamanda siz ne yaptınız?" Cevabımız hazır olsun.Allah bizi; dili doğru, kalbi temiz, duruşu dik insanlardan eylesin.amin arzu ve dileklerimle. Mübarek Cumamız hayırlara vesile olsun . ABDURRAHMAN BERKCAN 08.08.2026

30/07/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. VİCDANLARIN İFLASI
İnsanlık, teknolojiyle büyüdü; ama vicdanıyla aynı oranda büyüyemedi.Evler yükseldi, apartmanlar çoğaldı;Aynı duvarı paylaşan insanlar, birbirlerinin acısından habersiz yaşamayı normal saymaya başladı. Bir zamanlar "Komşum açken ben tok yatamam." diyen anlayışın yerini, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." düşüncesi aldı.İşte asıl iflas budur.Para kaybeden yeniden kazanabilir. Makamını kaybeden yeniden yükselebilir. Fakat vicdanını kaybeden, kendisini kaybeder.
Kardeşlik, çıkar hesaplarının gölgesinde kaldı. Ahde vefa, eski kitapların tozlu sayfalarında unutulan bir kelimeye dönüştü.Dostluk menfaate, Sevgi çıkara, Sadakat pazarlığa, İnsanlık ise reklama dönüştü.Artık birçok insan, doğruyu kimin söylediğine değil; kimin söylediğine bakıyor.Partiler değişiyor.Gruplar değişiyor.Sloganlar değişiyor.Fakat değişmeyen tek şey, insanın kendi yanlışını görmezden gelme hastalığıdır.Adalet, kendimiz için istediğimiz kadar; başkası için de istenmediği sürece gerçek adalet değildir.İnanç; gösteriş için değil, güzel ahlak içindir.Dilin sürekli iyilikten söz ederken,elin kötülük yapıyorsa Yüzün tebessüm ederken, kalbin kinle doluysa.Sürekli doğruluktan bahsederken, davranışların bunun tersini söylüyorsa.Orada din değil, görüntü vardır.İnsanların birbirlerine karşı merhametlerini kaybetmeleridir.Ego büyüdükçe tevazu küçülür. Benlik büyüdükçe kardeşlik zayıflar. Kibir arttıkça hakikat kaybolur.Bugün en büyük yoksulluk, cüzdanların değil;gönüllerin fakirleşmesidir. Çünkü vicdanı uyuyan bir toplumda, haklı olan değil güçlü olan konuşur.Sessiz kalanlar çoğaldıkça haksızlık cesaret bulur.Oysa dünya, birbirimizi yenmek için değil; birbirimize emanet olmak için vardır.Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok uzakta değildir.Verilen sözü tutmak.Komşunun hâlini sormak. Farklı düşünene düşman gözüyle bakmamak. İnsanları etiketleriyle değil, ahlaklarıyla değerlendirmek.Çünkü bir gün ne makamlarımız konuşacak.Ne servetimiz.Ne de alkışlarımız.Vicdanını kaybetmeyen insanlar olduğu sürece, bu toplumun yeniden ayağa kalkma umudu da yaşayacaktır.Dileklerimle. Mübarek Cumamız hayırlara vesile olsun. ABDURRAHMAN BERKCAN.30.07.2026

23/07/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. İFTİRA VE YALAN.
İnsanlığın en ağır yaralarından biri açlık değildir, savaş değildir, yoksulluk da değildir.En ağır yara; masum bir insanın alnına sürülen iftira, ardından onun etrafında örülen yalan duvarıdır.
Yalan, ağızdan çıkan birkaç kelime değildir. Yalan; güvenin damarlarına sızan, kalpleri içten içe çürüten görünmez bir zehirdir. İftira ise o zehrin en karanlık, en acımasız, en vicdansız hâlidir. İftira, yalnızca bir kişiyi vurmaz. Onun ailesine, çocuklarına, dostlarına, çevresine de sıçrayan bir yangındır. Bir annenin gözyaşına dönüşür, bir babanın sessiz çöküşüne dönüşür, bir evladın başını öne eğmesine dönüşür.
Ne acıdır ki bazı insanlar, gerçeği araştırmadan duyduklarını yaymayı maharet sanır. Kulaktan kulağa dolaşan her yalan, büyür; büyüdükçe daha çok can yakar. Bir insanın şerefini kirletmek kolaydır; fakat o kirlenen itibarı yeniden tertemiz hâline getirmek bazen bir ömür sürer. Çünkü yalan, bir anda yayılır; hakikat ise ağır ağır yürür. Ama yürüdüğü yere vardığında, bütün maskeleri indirir.
Unutulmamalıdır ki yalanın ayakları kısa, hakikatin yolu uzun olabilir; iftirayı atan, kendi sözlerinin enkazı altında kalır. vicdandan, hafızadan ve ilahi adaletten hiçbir gerçek saklanamaz. Her yalan bir gün sahibinin yüzüne çarpar; her iftira bir gün sahibinin boğazında düğümlenir.İnsanlık doğrulukla yükselir, yalanla çürür. Güvenin olmadığı yerde dostluk olmaz. Dürüstlüğün olmadığı yerde huzur olmaz.Dogrulugun olmadığı yerde ise hiçbir başarı kalıcı değildir.Bugün bir başkasına atılan iftira, yarın dönüp sahibini bulabilir. Bu yüzden söz söylemeden önce düşünmek, hüküm vermeden önce araştırmak, paylaşmadan önce doğruluğunu sorgulamak her insanın ahlaki sorumluluğudur. Çünkü dil, bazen bir kılıçtan daha keskindir; bir cümle, bir ömrü yaralayabilir. insanın en büyük kaybı malı değil, itibarının lekelenmesidir.İftira atan belki birkaç dakika içinde konuşur. fakat iftiraya uğrayanın çektiği acı yıllarca sürer. Bu yüzden hiçbir dil, bir insanın haysiyetini yaralayacak kadar hoyrat olmamalıdır. Çünkü kırılan bir kalp sessizdir; ama o sessizliğin içinde çok büyük bir çığlık saklıdır.İnsan malını kaybedebilir; yeniden kazanır. Makamını kaybedebilir; yeniden yükselebilir. Fakat Akrabası tarafından lekelenen bir şerefi temizlemek, kırılan bir güveni onarmak çoğu zaman çok daha zordur. Bazı yaralar görünmez; ama en derin izleri onlar bırakır.İnancımız gereği dilimizi doğruluğun, kalbimizi vicdanın, hayatımızı adaletin rehberliğine emanet edelim. Çünkü yalan geçicidir, iftira zalimdir; fakat hakikat er ya da geç mutlaka kazanır. Ve hakikat kazandığında, yalnızca gerçeği değil; iftira atanın yalan söyleyenin onurunu da ayaklar altına alır.İftira atan konuşur; vicdanı susar. Doğru insan bazen sessiz kalır; ama zaman geldiğinde hakikat onun en güçlü şahidi olur. Yüce Allah'ım İftira ve Yalandan hepimizi korusun.Arzu ve dileklerimle Mübarek Cumamız hayırlara vesile olsun inşallah amin. Abdurrahman BERKCAN. 23.07.2026

16/07/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. ALKOL VE MADDE BAĞIMLILIĞI
Bir İnsanı Değil, Bir Aileyi Ölürdürür.Bir şişe alkolün, bir avuç uyuşturucunun arkasında yalnızca bağımlı olan bir insan yoktur. Arkasında sessizce ölen bir anne, her gece gözyaşı döken bir baba, korkuyla büyüyen evlatlar ve paramparça olmuş bir yuva vardır.Bu illet, önce insanın aklını esir alır; sonravicdanını susturur. Gözler görür ama gerçeği göremez, kulaklar duyar ama feryatları işitemez. Bir zamanlar "Canım" dediği eşine el kaldıran, evladının gözlerine korku salan, anne ve babasının yüreğine hançer saplayan bir yabancıya dönüşür.Nice anneler, sabaha kadar açık kalan kapının önünde bekler.Belki bugün ayık gelir. diye dua eder.Nice babalar, kimse görmesin diye gözyaşlarını içine akıtır.Nice çocuklar, arkadaşlarına "Babam çalışıyor." der; oysa babası ya bir meyhanenin köşesinde ya da sokaklarda kendi ömrünü tüketmektedir.
Bağımlılık yalnızca bedenleri çürütmez; umutları da çürütür. Bir evde kahkaha yerine çığlık, huzur yerine korku, sevgi yerine nefret, dua yerine gözyaşı bırakır.Her gün nice ocaklar söner.Nice yuvalar dağılır.Nice gençler toprağa düşer.Ve geriye sadece mezar taşlarına yazılmış birkaç tarih ile yüreklere kazınmış tarifsiz acılar kalır.En acısı da şudur:Bağımlı insan, çoğu zaman aynaya baktığında kendisini bile taniyamaz Çünkü alkol ve uyuşturucu, önce insanın yüzünü degil ruhunu öldürür.Ey anne ve babalar.Evlatlarınıza yalnızca ekmek değil,sevgi de verin.Onları dinleyin, anlayın, yalnız
bırakmayın.Çünkü sevgisiz büyüyen bir yürek, bazen en karanlık sokaklarda teselli arar.Ey genç kardeşim.Sana uzatılan her madde, sana sunulan bir dostluk değil; seni hayattan daimi koparmak isteyen görünmez bir cellâttır.Bir anlık merak, bir ömrün pişmanlığı olabilir.
Bugün hâlâ nefes alıyorsan, hâlâsevdiklerinseni bekliyor dön.dönHenüz vakit varken dön.Çünkü seni affetmeye hazır bir annenin duası, kapıda yolunu gözleyen bir babanın ümidi ve "Babam geri gelsin." diye sessizce ağlayan bir çocuğun gözyaşı, dünyadaki bütün bağımlılıklardan daha güçlüdür.Unutmayalım.Alkol ve madde bağımlılığı sadece bir kişinin felaketi değildir.O; toplumun vicdanında kanayan, her gün yeni canlar alan sessiz bir afettir.Bir insanı bağımlılıktan kurtarmak, sadece bir hayatı değil; bir annenin duasını, bir babanın umudunu, bir eşin huzurunu ve bir çocuğun geleceğini kurtarmaktır.Ne olur.Bir can daha sönmeden,Bir yuva daha dağılmadan,Bir annenin daha yüreği yanmadan,Hep birlikte bu karanlığa dur diyelim.Çünkü bağımlılığın kazananı yoktur.Kaybedeni ise daima bütün bir "Alkol ve madde, insanı bir günde öldürmez; ama her gün biraz daha insanlığından, sevdiklerinden ve umutlarından koparır. En ağır cenaze, toprağa giren beden değil; yaşarken kaybedilen vicdandır." Ey Alkol ve Madde bağımlısı..! kişilikli ruhun kaldıysa Yüce Allaha ram ol.Kabe-i muaazama yüzün sür.kurtulman için gözyaşı dök yalvar dualar et.Mübarek Cumamız hayırlara vesile olsun inşallah amin.
ABDURRAHMAN BERKCAN
16.07.2026

09/07/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. ÖLÜMLÜ DÜNYA.
Bir gün doğduk.Bir gün de öleceğiz.İşte bütün ömrümüz, bu iki tarihin arasına sığan kısacık bir yolculuktan ibaret.Fakat ne acıdır ki insan, sonsuza kadar yaşayacakmış gibi hırslarının peşinden koşuyor. Makam uğruna dostunu satıyor, para uğruna kardeşini unutuyor, çıkar uğruna vicdanını susturuyor. Güç eline geçince garibi eziyor, zayıfı hor görüyor, mazlumun ahını duymuyor.Oysa ölüm; zenginle fakiri, güçlüyle güçsüzü, yöneticiyle işçiyi, kibirliyle mütevazıyı aynı toprağın sessizliğinde buluşturur.Mezar taşları arasında ne makamın bir anlamı vardır ne de servetin. Orada herkes eşittir. Toprak, kendisine emanet edilen bedenlere hiçbir ayrıcalık tanımaz.Bugün birbirini kıranlar, yarın aynı mezarlığın sessizliğinde yan yana yatacaktır.Bugün kul hakkını hiçe sayanlar, yarın tek bir hakkın hesabını vermekte zorlanacaktır. ölüm; hiçbir kapıyı çalmadan gelir.İnsanlık bugün teknolojiyle yükseldiğini sanıyor; ama vicdanını kaybediyorsa aslında her gün biraz daha küçülüyor. Binalar göğe yükselirken, merhamet yere düşüyorsa; cüzdanlar dolarken gönüller boşalıyorsa; alkışlar çoğalırken dualar azalıyorsa, orada gerçek bir ilerlemeden söz edilemez.En büyük yoksulluk, parasızlık değil; vicdansızlıktır.En ağır iflas, cüzdanın boşalması değil; insanlığın tükenmesidir.Ve en korkunç ölüm, bedenin toprağa girmesi değil; kalbin merhameti kaybetmesidir.Unutmayalım.
Bir gün adımız telefon rehberlerinden silinecek.
Sosyal medya hesaplarımız sessiz kalacak.
Koltuklarımız başkalarına kalacak.Evlerimiz, mallarımız, makamlarımız sahip değiştirecek.
Ama yaptığımız iyilikler de kötülükler de bizimle birlikte hesap gününe kadar yaşayacak. ölümlü dünyada geriye kalan; ne servet, ne şöhret, ne de alkıştır.Geriye kalan tek şey,arkamızdan söylenen şu cümledir:"İyi insandı. Allah ondan razı olsun."İşte asıl miras budur.İşte gerçek zenginlik budur.İşte ölümün bile silemeyeceği tek iz budur.Rabbim bizleri; dünyaya aldanmayan, kul hakkından sakınan, merhametiyle anılan ve ardında hayır dua bırakan kullarından eylesin. Âmin.Yüce Allah hepimize, ölümlü dünyanın geçiciliğini unutmadan; adaletle, merhametle ve güzel ahlakla yaşamayı nasip etsin.Saygılarımla Kutsal Mübarek Cumamız kutlu olsun. Abdurrahman BERKCAN

02/07/2026

MÜBAREK CUMAMIZ KUTLU OLSUN. DÜNYADA GARİBİN YÜZÜ GÜLER Mİ?
Bir an durun.Kalbinizi susturun, vicdanınızı konuşturun.Ve kendi kendinize şu soruyu sorun Bu dünyada gerçekten garibin yüzü gülermi.GaripKimi zaman cebinde ekmek parası olmayan bir baba, kimi zaman evladını aç yatırmamak için kendi lokmasını saklayan bir anne, kimi zaman da yırtık ayakkabısıyla okula yürüyen bir çocuktur.Garip; sadece yoksul değildir. Garip; sesi duyulmayan, hakkı yenilen, emeği görmezden gelinen, yalnız bırakılan insandır. Makamı olana saygı gösterenler, yoksulun selamını duymamayı tercih ediyor. Güçlünün en küçük sözü alkışlanırken, garibin feryadı duvarlara çarpıp geri dönüyor.Yoksulluğun da bir çığlığı vardır.Sessizdir ama derindir.İnsanlık, teknolojiyle büyüdü belki; ama merhameti aynı ölçüde büyütebildi mi?Gökyüzüne uzanan binalar yaptık; fakat yere düşen insanı kaldırmayı ihmal ettik.Servetler biriktirdik; ama gönülleri fakirleştirdik.Kalabalık şehirler kurduk; fakat yalnız insanların sayısını artırdık.Bir garip, günlerce aç kaldığında çoğu kimsenin haberi olmaz. Ama güçlü birinin en küçük rahatsızlığı manşetlere taşınır.İşte vicdanın yaralandığı yer tam burasıdır.Unutmayın.Garibin yastığı çoğu zaman taştır; ama duası göklere ulaşır.Nice saltanatlar yıkılmış, nice servetler bir gecede yok olmuş,nice kibirli insanlar yalnız kalmıştır.Bugün gülenler,yarın ağlayabilir. Bugün yok sayılanlar, yarın baş tacı olabilir.Ey insan Bir garibin elini tutmaktan korkma.Onun utangaç bakışlarının ardında, belki de senin bütün servetinden daha kıymetli bir onur saklıdır.Bir yetimin başını okşa.Bir yaşlının yükünü hafiflet.Bir kimsesizin kapısını çal. Çünkü bazen bir lokma ekmek, bazen içten söylenmiş bir "Nasılsın?" sözü, bazen de samimi bir tebessüm; umudunu kaybetmek üzere olan bir insanı yeniden hayata bağlayabilir.İnsan, açlığa bir süre dayanabilir; fakat değersiz görülmeye, horlanmaya ve yalnız bırakılmaya uzun süre dayanamaz. adalet, mahkeme salonlarında başlamaz; vicdanlarda başlar.Merhamet, sadece sözle değil; paylaşılan lokmayla, uzatılan elle ve korunan insan onuruyla anlam kazanır.Ve son sözümüz şudur:Dünyada garibin yüzü belki her zaman gülmez.Ama bir garibin yüzünü güldürebiliyorsak, işte o gün insanlığımız gerçekten gülmeye başlamış demektir.Rabbim; hiçbir çocuğu açlıkla, hiçbir anneyi çaresizlikle, hiçbir babayı mahcubiyetle, hiçbir yaşlıyı yalnızlıkla imtihan etmesin. Bizleri de garibin duasını alan mazlumun yanında duran adeletden ve merhamet den ayrılmayan kullarından eylesin.Amin.saygilarmla. MÜBAREK CUMAMIZ HAYIRLARA VESİLE OLSUN İNŞALLAH AMİNNN.02.07.2026 ABDURRAHMAN BERKCAN.

25/06/2026

MÜBAREK CUMAMİZ KUTLU OLSUN
İNSANLARIN BÜYÜKLÜK PSİKOLOJİSİ..
Dededen babadan soylu aile Ağalık psikolojisinden miras olarak egosunda benliğinde var eden kişilerin İnsanlara tepeden bakmak, çoğu zaman yüksekte olmanın değil, içteki aşağılık kompleksinin boşluğunun göstergesidir. Kendisini büyük sanan, başkalarını küçük görmeye ihtiyaç duyar; çünkü gerçek büyüklük sessizdir, gösterişe tenezzül etmez.Küçümseyen insan, karşısındakini değil aslında kendi eksikliğini hedef alır. Bilgisi olan anlatır, karakteri olan anlar, vicdanı olan susar. Ama özgüveni kırılgan olan, başkasını ezerek ayakta durmaya çalışır.pis insan nankör insan sözleriyle küçümseme ruhunu taşır.O yüzden küçümseme bir güç değil, zayıflık refleksidir.
Unutulur sanılır ama unutulmaz:Bugün yukarıdan bakılan insanlar, yarın yanından geçip gitmez;ya önüne geçerler,ya da sen düştüğünde göz hizana inerler.Kimse kimsenin seviyesini mesleğiyle, makamıyla, cümlelerinin süsüyle belirleyemez. İnsanlık; ses tonunda, bakışta, merhamette ve adalettedir. Tepeden bakanlar bunu anlayamaz, çünkü baktıkları yükseklik insanlıktan uzak bir yerdir. karektersizliktir.Ve en acı gerçek şudur:
İnsanları küçük görenler, gün gelir yalnız kalır.Çünkü kimse, kendisini değersiz hissettiren bir gölgenin altında durmak istemez.Büyüklük yukarıdan bakmakta değil, yan yana durabilmektedir.iyi insan olma dileklerimle Mübarek Cumamız hayırlara vesile olsun inşallah aminnnnnn.
Abdurrahman BERKCAN

20/06/2026

BABALAR GÜNÜ
Sessiz Kahramanların, Ömrünü Evlatlarına Verenlerin Günü.Bir baba bazen bir dağ gibidir… Gölgesinde serinleriz ama o dağın fırtınalarda nasıl ayakta kaldığını hiç düşünmeyiz.Bir baba, kendi yaralarını saklayıp evladının yarasına merhem olan insandır. Gece uykusuz kaldığında “yoruldum” demeyen, sofrasındaki lokmayı azaltıp çocuğunun tabağını büyüten kişidir.Çocukken babanın elini tutarız. Büyüyünce o elin ne kadar çok yük taşıdığını unuturuz.O eller ki; ekmek için çalıştı, yuva için savaştı, evladı üzülmesin diye kendi acısını içine gömdü.Bir baba çoğu zaman sevgisini büyük sözlerle anlatmaz. Onun sevgisi sessizdir.Bir kapının önünde bekleyiştir, “Geldin mi?” diye soran sestir, üşüyen çocuğunun üzerine örtülen battaniyedir.Hayatın en acı tarafı şudur: Bazı insanlar babalarının kıymetini, o ses artık duyulmadığında anlar. Bir telefon açmak ister. Ama arayacağı numara artık cevap vermez. Bir “Baba” demek ister.Ama karşısında sadece hatıralar kalır.Ey babası hayatta olanlar. Bir gün sarılmak için bahane aramayın. Çünkü bazı vedalar haber vermeden gelir. Bir babanın duası, dünyadaki en büyük servetlerden biridir.
Ey babasını kaybedenler. Biliniz ki bazı insanlar topraktan ayrılır ama sevgileri kalpten hiç ayrılmaz.Bir baba, evladının vicdanında yaşamaya devam eder.Babalar Günü sadece bir kutlama değildir.Bir teşekkürdür. Bir özürdür. Bir “Senin hakkını ödeyemem baba” deyişidir.
Bütün babaların saygınlıgı baştacıdır. aramızdan ayrılan babalara rahmet, hayatta olanlara sağlık ve huzur diliyorum.Çünkü baba.Bir evin direği değil sadece; bir ömrün sessiz kahramanıdır.
ABDURRAHMAN BERKCAN

Address

Konya
42100

Telephone

+90 332 355 06 42

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Konya' da Trafik posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Konya' da Trafik:

Shortcuts

Share