17/08/2017
"Türban ve Cilbab"
Uğur Mumcu'nun bu yazısını okursanız, türbanın devlet kurumunda, Laikliğe neden aykırı olduğunu anlamakla kalmaz, geçmişi daha iyi görürsünüz, elle geçiriyorum yazım hataları olabilir;
"Bugünkü konumuz yılan hikayesine dönen "türban."
Bu konudaki kavram kargaşasını önlemek için öncelikle bu alandaki kavram ve ilkeleri yerli yerine oturtmak gerekir. "Türban" aslında bir erkek başlığıdır. Prenslerin ve Hint rahiplerinin başlarına sardıkları türban, Osmanlı sultanları ve vezirlerince de kullanılırdı. Bir erkek başlığı olan türban zamanla kadınlarca da kullanılmıştır. YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, türban kavramına bir yenisini eklemiştir.
-Modern Türban
Türbanın da "Modern türbanın" da Kuran-ı Kerim'de yeri yoktur. Nur Suresi 31. ayet ile Ahzab Suresi 55 ve 53 ayetleri kadınların nasıl örtüneceklerini anlatır. Ahzab Süresinde "türban" değil "cilbab" sözcüğü geçer, Cilbab kadınları başlarından topuklarına kadar örten örtü demektir. Cilbab, Türkçe'de çarşaf anlamına gelir. İslami kurallar uygulanacaksa genç kızların başlarına türban sarmaları yetmez, fakülte ve yüksek okullara cilbab ile girmeleri gerekir. (Ayrıca, kadın-erkek karma eğitime de karşı olmaları gerekir. Bilimsel Eğitime ve Gayr-i Müslim, Müslim eşitliğine de, parantez içi bana aittir.)
Sayın Doğramacı, cilbab'a da elbette zaman ve zemine uygun bir ad bulacaktır! Modern Cilbab gibi örneğin. Yükseköğretim kurumlarında öğrencilerin kılık ve kıyafetleriyle ilgili düzenlemeler yapmak üzere 30 Aralık 1982 günü bir genelge çıkarılmış ve bu genelgede öğrencilerin "Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun, uygar, aşırılığa kaçmayan şekilde de kıyafetli olmaları" istenmiştir.
Danıştay 8. Dairesi, 20.1.1983 tarihinde verdiği 33/2788 sayılı kararında, "aydın, uygar ve cumhuriyetçi gençler yetiştirmekle görevli eğitim kurumlarının bazı kurallarının öğrencilere uygulanması doğaldır" diyerek, öğrencilerin türban ve çarşaf ile fakülte ve yüksekokullara gelmeleri yolunu kapatmıştır.
Yükseköğrenim kurumları, Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'nde 8 Ocak 1987 günü yapılan değişiklikle üniversite ve yüksek okullarda Çağdaş Kıyafet ve görünüm dışındaki bir kıyafet görünümünde bulunmak... yasaklanmıştı.
Türban kavgası, bu noktada da durmadı. 2547 sayılı yasaya 18 Kasım 1988 tarihinde yapılan bir ek ile "İnkıap kanunlarına aykırı olmak üzere kılık ve kıyafet" serbest bırakılmış, bu yasa değişikliği Cumhurbaşkanı Evren tarafından anayasaya aykırı görülerek bir kez daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderilmiştir.
Bu gelişmeler üzerine Başbakan Özal, konunun "genelge" ile çzümleneceğine ilişkin bir açıklama yapmış; bu açıklama, YÖK Başkanı Doğramacı tarafından emir telakki edilerek disiplin yönetmeliğinde bu doğrultuda değişiklik yapılmış ve 4 Aralık 1988 günlü bu yönetmelik değişikliği ile kız öğrencilerin, dini inançları nedeniyle saçlarını ve boyunlarını kapatmaları serbest bırakılmıştır.
Dini inançlar nedeniyle saç ve boyun türban ile nasıl örtülecektir? İslami dini inançlar nedeniyle saçlar ve boyun, ancak ve ancak cilbab ile örtülür? Cilbabın da ne moderni olur ne de çağdaşı!
Türkiye'de yıllardır gerici ve tutucu çevrelerce Atatürk ilkelerine karşı bir savaş veriliyor. 12 Eylül askeri rejimi ile ekilen tohumlar yeni yeni yeşeriyor. Zorunlu din dersleri ile din eğitimi tarikatların ellerine verilirken, tarikat şeyhleri ve müritlerinin cenazeleri, Cumhurbaşkanının da imzaladığı Bakanlar Kurulu Kararnameleri ile kaldırılıyor.
Arabesk-liberal anlayış içinde devlet, Türk-islam sentezi kadrosuna teslim ediliyor. Bununla da yetinilmiyor, bir ucu Rabıta adlı şeriat örgütüne, öteki ucu Başbakan'ın kardeş ve ANAP il başkanlarına kadar uzanan para imparatorluğu, toplumun her kesimini adım adım kuşatıyor.
Öğretim birliği yasası yok ediliyor.
Kara Harp Okulu'nda okutulan Atatürkçülük ve inkılap tarihi derslerinde "Hızır Nebi İnancı","Nevruz", "Kırklama" ve "Cemre düşmesi" gibi sorular sorulabiliyor. Cumhurbaşkanı Sayın Evren'e orduevindeki "dini sakal" ayrıcalığının Atatürk ilkelerinde ve inkılap kanunlarındaki yerini de sıra gelmişken sormak isterdik.
Evet, devrim elbette tepeden inme bir zor olayıdır. Atatürk devrimleri de hiç şüphe yok, tepeden inme yöntemlerle gerçekleşmiştir. Ancak bugün "tek parti yöntemleri" ile devrimleri savunmak ve yaşatmak olanağı yoktur. Bu yüzden bugün üniversite düzeninin yasaklarla kurulacğına hiç inanmıyoruz.
İnanmıyoruz, ama "türban" denilince özgürlük ve demokrasi şampiyonu kesilenlerin sıra 1402 sayılı yasa ile üniversiteden devlet zoru ile uzaklaştırılan öğretim üyelerine gelince, nasıl binbir dereden su getirdiklerini de acıyla izliyoruz!
"Türban olayı" bir din sömürüsü olayıdır. Türbanlı genç kızları öne süren din sömürücüleri, Bakan Hasan Celal Güzel'in katkıları ve Prof. Doğramacı'nın sihirbaz hüneri ile bir yeni zafer kazanmışlardır.
Bugün, türban, yarın cilbab, öbür gün fes...
Çağdaş uygarlık yolunda çarşaf ve türbanla "güzel, güzel" ilerliyoruz.
Uğur Mumcu
Aydınlanma Şehidi
6 Aralık 1988